Mikrobiyota ve Vücuda Etkileri

Mikrobiyotaların Faydaları

Diyet liflerinden enerji elde etmek

Bağırsak geçirgenliğinin düzenlenmesi

Enflamatuar süreçlerdeki değişiklikler

Dokuların yağ asidi bileşiminin düzenlenmesi

Bağırsaktan çeşitli proteinlerin izolasyonu

Gibi fonksiyonları ile yağ ve karbonhidrat metabolizmasını etkiler. Şunu da ekleyelim elbette; Örneğin, enerji üretimi söz konusu olduğunda kas dokumuzda veya karaciğerimizde üretilen enerjiyi unutmamalıyız. Bu nedenle tek enerji kaynağımızın mikrobiyotamız olduğu söylenemez. Evet, bağırsak geçirgenliğinde mikrobiyota için etkilidir. Ancak geçirgenliği belirlemede tek faktör bu değildir. Sağlam mukoza zarları, aktif kan dolaşımı, sindirim sistemi hücrelerinin salgıladığı antikorlar ve hormonlar göz ardı edilemez.mb

Obez kişilerin bağırsaklarındaki bazı bakteri türlerinin küçüldüğü, bazı bakteri türlerinin arttığı, bakteri çeşitliliğinde azalma gibi değişikliklerin gözlemlendiği unutulmamalıdır. Bu değişikliklerin kilo verme ile geri geldiği de görülmektedir. Ek olarak, prebiyotikler / probiyotikler ve beslenme gibi takviyelerin mikrobiyotayı dengelediği ve kilo vermeye yardımcı olduğu bilinmektedir. Mikrobiyotanın bileşimindeki, yapısındaki ve miktarındaki değişikliklerin manipüle edilmesinin obezitenin anlaşılmasına ve tedavisine katkı sağlayacağı söylenebilir.

Özellikle çocukluk çağı alerjileri ve buna bağlı astım gibi durumlar için söylenecek çok şey var gibi görünüyor. Ek olarak, iltihaplı bağırsak hastalığında, özellikle Clostridium difficile enfeksiyonundaki rolünün çok etkili olduğu düşünülmektedir. Ancak kesin nedensel ilişki henüz elde edilmemiştir. Başta Amerika Birleşik Devletleri olmak üzere Batı’daki birçok merkezde pilot çalışmalar (denemeler) devam etmektedir.

Genetik miras

Hepimiz için önemli olan bağırsak mikrobiyotası aslında genetik mirastır çünkü her insan için farklıdır. Sonuç olarak, her insan için ayrı olan ve yaşam tarzı ve beslenme alışkanlıkları, çevre, ilaçlar ve benzeri onlarca farklı parametreden etkilenen ve değiştirilen “yaşayan” bir mikro ortamdan bahsediyoruz. Bu nedenle herkes için kolaylıkla kullanılabilecek, geçerliliğini ve etkililiğini kanıtlayacak testler yok ve yakın gelecekte olmayacak gibi görünüyor. Bununla birlikte, mikrobiyotamızın durumunu dışkı araştırması ve hangi hastalıklara yatkın olduğumuz bilgisi yoluyla anlamaktan çok uzağız.

Mikrobiyotamız için hangi yiyecekler iyidir?

Yağı ve proteini yüksek bir diyetin sindirim sistemindeki mikroflorayı olumsuz etkilediği yadsınamaz. Ayrıca prebiyotikler (probiyotikleri besleyen besinler) ve probiyotikler (insan sağlığına iyi gelen faydalı bakteriler) yönünden zengin besinler yemek tabii ki çok faydalıdır.

Prebiyotik bakımından zengin besinler: muz, elma, kuşkonmaz, lahana, Kudüs enginarı, sarımsak, soğan, baklagiller, tam tahıllar, patates.

Çok miktarda probiyotik içeren yiyecekler: kefir, yoğurt, lahana turşusu, tarhana, ekşi mayalı ekmek, boza, şalgam.

Mikrobiyotanın genetik materyali “mikrobiyom” olarak tanımlanır. Bununla birlikte, iki terim genellikle aynı anlamda kullanılabilir. Mikrobiyomdaki gen sayısı, insan genomundaki gen sayısının 100-150 katıdır. Bu demektir; Vücudumuzda kendi hücre ve genlerimizden kat kat daha fazla mikroorganizmaya ait hücre ve gen vardır. Yani bakış açısına göre, aslında yüzde 10 insan ve yüzde 90 bakteri olduğumuzu söyleyebiliriz.

Flora mı yoksa mikrobiyota mı?

“Flora” terimi, bağırsaktaki mikroorganizmaların bitkilerden kaynaklandığı fikrinden ve kavramından kaynaklanmıştır. Ancak mevcut anlayışımıza göre mikrobiyota, bakteri, mantar ve virüs gibi mikroorganizmalardan oluşmaktadır. Günümüzde bu iki terim birlikte kullanılsa da doğru terimin mikrobiyota olduğunu söyleyebiliriz.

Add a Comment

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir